26 Haziran 2016 Pazar

1. Gün: Motivasyonsuzluğa karşı bir savaş


   Merhaba Avakado Kültü Kardeşliği!
   İçimden üretken olmak gelmiyor. Tamam, geliyor ama yarım yamalak. Hiçbir şeyi tamamlayamıyorum. Mesela burayı ilgilendiren bir konu; İki cümleden uzun bir şey yazamayınca bloğa koymaya değer bir ürün saptayamıyorum zihnimde.
   Siz de bu sorunlardan muzdarip misiniz? Karşınızda ÇEYLINÇMATİK!!
   Salt yazıyla hiçbir şeye eski bir reklam havası verilmediğini farkettiğime göre,  saadede gelelim.
   Nika, bu yaz için planlanmış olduğumuz motivasyonsuzluğa karşı savaş ve boş durmama+tembelliği yenme planımız kapsamında, bloglara yararlı, zihinleri açıcı, bol C vitaminli bir liste hazırladı. Yazmak için on dört güne on dört konu.
   Beyni durmuş, hayattan beklentilerini elde etmek için en ufak bir çaba göstermeyecek, yaratıcılığını yitirmiş halde olsam bile, bu ruh halinde dahi ilerlemenin öneminin bilincindeyim. Yapmasam yok olurdum. Bu yüzden;
  1. Çok absürt. Madem bu ilk gün, kolay bir şeyler yapalım. Saçmalamaktan daha iyi yaptığımız bir şey olduğunu sanmıyorum, o yüzden hadi absürt bir şeyler yazalım.
   Buda bu da mı bunu budayacaktı deyince hemen telefonu kaptım. Sıcak kızlar beni bekliyordu. Hemen bir karpuz kapıp üzerine adımı yazdıktan sonra çekirdeklerini birer birer yuttum. Bir unicorn gördüm ve harikaydı, acayip inanılmaz süper ve harikaydı. İster inanın, ister inanmayın, televizyon dizileri kaybettiğiniz çorabın tekidir. Siz mışıl mışıl Muhteşem Yüzyıl izlerken onlar derin bir uykudadırlar ama siz onları göremezsiniz çünkü kişiliğiniz berbat. Tebrikler! Ayçiçeği şeftaliye dönüşürken izleyip kabuğunu soymaya başladınız. Buna inanamıyorum. Sizden bekleyeceğim tek şey martı çorbasıydı. Martı çorbasından çorap yapıldığını anlatmış mıydım? Don't you? 

   Buradan yazarın absürdlük hakkında en ufak bir fikrinin bile olmadığını ortaya çıkarıyoruz.
   Biraz Samsung öngörücü yazısıyla, birazcık da Osho'yla empati kurarak yazdım ve içimden geldiği gibi yazdığımdan deftere yazdığım bu 'absürd' yazıyı olduğu gibi aktarmaya karar verdim. Biraz modern sanat gibi oldu.
   Şöyle bir okuyunca, sanki her zaman yazdıklarımı anlamadan okusak, kulağa bundan çok farklı gelmeyeceğini görüyorum.
   Hey! İstiyorsanız siz de şuradan Nika'nın yazısına ulaşarak bu Challenge'a ortak olabilirsiniz! (İşte şimdi kulağa tam reklam gibi geliyor.) Yazmak iyidir, iyi. Yazmaya devam edin ve görüşmek üzere!

22 Haziran 2016 Çarşamba

Hamamdaki Hamamböceği

   Merhaba Avakado Kültü Kardeşliği!
   Havaların sıcaklığı insanı hayrete düşürecek cinsten.
   Allahım, burası çöl değil, bunu biliyorsun. Biraz acıman yok mu? Hem zaten cehennemde yakacaksın, şu dünya hayatında yakmasan?


  Yaptığım, söylediğim veya yazdığım hiçbir şeyin anlam etmeyeceği kadar sıcak. Sanırım bir zamanlar yazmayı planladığım mantıklı bir şeyler vardı. Sonra n'oldu bilmiyorum.
  Geçen gece kuşum (nam-ı diğer LİMON BEY) evden kaçtı. Atın toprak üstüme diye bağırasım geldi. Sanırım pencere açıktı. Normalde açık olsa bile kaçmazdı ama öğrendim ki kuşlar bir şeyden korkunca falan sebepsizce kaçabiliyormuş. Şu an yapabildiğim tek şey ona iyi bakacak birilerinin evine kaçmış olduğunu ummak. Eğer bir kuşunuz varsa, benim yaptığım hatayı yapmayın. Bilirsiniz, evcil kuşlar dışarıda nasıl yaşayacaklarını bilmezler, muhtemelen onlara biri bakmazsa bir iki güne kalmaz ölürler o yüzden evinizden kaçmalarına izin vermeyin ve onlarla ilgilenin!
  Yokluğunu farketmem üzerine kafa dağıtmak için kendimi belgesellere vurdum. Ne izlediğinizi anlamak için sarfettiğiniz çaba alkolden daha iyi bir unutturucu etkiye sahip, gerçekten.
   İzlediğim belgesel Kozmos. Altıncı bölümündeyim ve harika bir şey, izlemenizi öneririm.
   Tatilini benim gibi fırında geçirenlere kolaylıklar dileyerek gidiyorum. Görüşürüz!