8 Aralık 2016 Perşembe

Öylesine Düşünce Yığını

   Kendime ana akıma attım, oradan süzülüp gidiyorum.
   Daha içe dönük arkadaşlarım beni aptal gibi görüyor ya da ben aptal gibi hissediyorum.
   Gerçekten heyecan duyabileceğim bir şey bulamamak beni üzüyor ama idare etmek lazım.
   Büyüme ve sorumluluk kazanma fikri beni korkutuyor ama istesem de istemesem de başladı çoktan.
   Sinir bozucu muyum? Seri katil tipli ve garip miyim, farklı ve ilgi çekici mi?
   Ergenliğin getirdiği 'kimse beni anlamıyor'dan tutun da aşağılık kompleksine kadar belirtilerin hepsini göstermeyi nasıl başarıyorum?
   Hepsinin cevabı basitçe hormonlar mı?
   İrade sahibi olamayacak kadar aptal mıyım?
   Bu sıradanlaşmak mı, büyümek mi yoksa yalnızca bir süreç mi?
   Neden kimse birbirini anlamadan kendi duygu ve düşünce trenlerinde yolculuk ediyor?
   Lisenin bu kadar korkunç olacağını tahmin etmiyordum, hayatın gerçekleri yüzüme yüzüme vururken kendi gerçeklerimin ırmağındaki kaya parçaları gibiler ve..
   Sahiden yorucu ama yapacak bir şey yok!
   Not: Az önce bu yazıyı yanlışlıkla Tuman'a attım, evet..

11 Ekim 2016 Salı

Geç

Uyku ne zamana: Birine daha var, ötekiyse az sonra.
Hayattan beklentiler: iPhone'a zahmetsizçe müzik indirebilmek.
En büyük korkular: Medikal müdahaleler (daha çok irrasyonel bir korku, fobi gibi) ve okulun hademelerinin bir gün çamurlu ayakkabılarıma yapacakları.
En büyük sevinçler: Yaşıyorum! Hayata bile gelmemiş olmam için tonlarca sebep olmasına rağmen bunları yazıyorum! Matematikte olasılık hesabı yapmışlığınız olmuşsa ve biraz hayal gücünüzü kullanırsanız demek istediğimi anlarsınız.
Olasılık hesapları hakkında bir diğer düşünce: Zar problemlerini kim bulmuş olabilir? Zar problemini hayal etmek için kahvehanede ne kadar vakit geçirmiş olmak gerekir? Tavlayla ne kadar haşır neşir olmak gerekir?
Daha sonra: Bunu bulan kişiyi bulmaya çalıştım ama cık. Bulunalı kim bilir kaç bin yıl olmuştur!
Sonuç: Uhh
Ve de: Aşağıda bulunan Junji İto'nun sevimli çizimini şöyle bir inceleyin.


13 Eylül 2016 Salı

Lider makine üreticilerinin 1 numaralı tavsiyesi

   Merhabalar Avakado Kültü Kardeşliği,
   Yaz bitiyor. Ölü olmayı bırakıp aktifleşme zamanı yaklaşıyor.
   Biraz üzüyor ama sonsuza kadar böyle gidemeyeceğini biliyorum. Okul hakkında en sevmediğim şey erken kalkmak. Sınavları kaldırmak bile daha kolay ama alışkanlık bu ya, sabahın dördüne kadar uyanık kalmazsam olmaz. Gece keşfedilecek çok şey var. Odanızda, internette, kendinizde..
   Ders konusunda daha disiplinli olursam çevremdekilerle ve kendimle sorunlarımın çoğunlukla azalacağını ve yok olacağını biliyorum ama bu konuda içimde bir kuşku, bir endişe var. Ne olduğunu bilmiyorum. Kendime güvenmiyor muyum?
   Gelecek için kariyer, meslek planlarım yok. Bunları belirleyebileceğimden emin değilim. Hayatımın sonuna kadar aynı şeyi tekrar edip durmakmış gibi geliyor bu.
   Yeni yerler görmek, yeni insanlarla tanışmak, yeni şeyler okumak, görüşümü genişletmek, dünyayı daha çok anlamak istiyorum. 
   İnsanlardan ilham almak, insanlara ilham vermek, belki herkesle değil ama birazıyla iletişim içinde olmak istiyorum.
   Bu bloga pek yazmıyorum, ilhamsız ve bu konuda başarısız hissediyorum denebilir. Düşüncelerimi her zaman bu bloga olmasa da -aslında genel olarak bloga yazacağımı sanmıyorum- herhangi bir yere geçirmem lehime olurdu. Deneyeyim.
   Şimdilik bu kadar, görüşürüz, iyi günler, sağlıcakla.

31 Ağustos 2016 Çarşamba

Bune

   Mrb kutsal Avakado Kültü Kardeşliği!!!!!!!
   Kronik bir yaz depresyonuna tutulduğuma inanıyorum.
   Yani tamam keyfime bakıyorum ve boş tatile boşluk katıyorum ama beynimle baş başa romantik randevularımızda beynim yüzüme küfürler yağdırıp 'git bi hayat edin' demişe dönüyorum.
   Ne yapsam boşmuş gibi geliyor. Bu yazıyı da boşuna yazıyorum ama olsun işim yok.
  Bugün plajda küçük bir kız 'ben yüzmeyi seviyom sen de seviyonmu ehehihi' gibi bir şeyler anlatıyordu ben de 'Küçükken çok severdim ama sonra yaşama sevincimi kaybettim.' dedim. Kız da güldü. Kafama kum atan kardeşim yerine böyle bir şeyleri tercih ederdim.
   Yaz'a elveda dedim bugün. Teknik açıdan bitiyor ama hala tatil ve sıcak.. Tatili de yarı ölü bir fok balığı olarak geçirmiş olmaktan pişman değilim. Bu yolda beni bırakmayan arkadaşlarıma teşekkürler.
   Tatilin bana vermiş olduğu 'Bir hayat amacım yok ve berbat bir insanım ama bu umrumda değil' fırsatından ötürü sonsuz teşekkürlerimi borçluyum ama artık yaşam stilim hakkında derin endişelerimle yüzleşme vaktim geli!!1 *yüzleşemedi* *daha ne olduklarını bile anlamıyor*
   Neyse gece gece yazdım kısacık şeyi, aklıma daha da hiçbir şey gelmiyor ve muhtemelen bu yazıyı silerim falan, olsun şimdilik yayınlayayım o halde size iyi günler/iyi akşamlar/iyi geceler görüşürüz aaaAAaaAAaaAAAAAA

28 Ağustos 2016 Pazar

Dünyanın En Komik Hikayesi

..........
.........
........
.......
......
.....
....
...
..
.
   Bir adam varmış..
   Ölmüş.

17 Ağustos 2016 Çarşamba

?


Voo o, voo o
Andy'nin nesi var A-Andy'nin nesi var
Voo o, voo o
Andy'nin nesi var A-Andy'nin nesi var
Merhaba ben Andy
Size göre zeki
Kendime göre şakacıyım
Şaka diye başlar,
Kontrolden çıkar,
Bütün kasaba haykırır!
"Andy'nin nesi var!"
Herkese şaka yaparım 
Şaka yaparım
A-Andy'nin nesi var
A-Andy'nin nesi var
Herkese şaka yaparım 
Şaka yaparım 
A-Andy'nin nesi var
A-Andy'nin nesi var

  İşsiz olduğumu biliyorum da bu kadar kronikleşeceğini tahmin etmiyordum. Her neyse, sözleriyle beraber haydi bu güzel açılış şarkısının tadını çıkaralım.
   Yaşasın saykodelilik.

10 Temmuz 2016 Pazar

Dünyanın Bütün Buruşuk-Boynuzlu Hırgürleri, Birleşin!

 

   Selamınaleyküm mübarek Avakado Kültü Kardeşliği! Bu güzel bayram gününde el öpenleriniz bol olsun teyzeciğim!
  Aah, hava çok sıcak. Yaz mevsiminin amacı da bu zaten; Her sene gözünüzün önünde sizin yüzünüzden gerçekleşen inanılmaz derecelerde karbondioksit salınımı yüzünden değişen iklim koşullarıyla küresel ısınmaya sebep olarak her sene daha da fazla yanmak, kavrulmak. Ne harika!
  Sanırım insanların 'açların halinden anlama' olayını bir zerre gerçekleştirmediği bir ramazan ayının da sonuna gelmişiz? Zaman ne çabuk geçiyor!
○ ○ ○
   Soğuk bir insan olmak ve bilgisayarımın problemleri karşısında çıldırmak dışında, tatilimi uzanarak geçiriyorum. Kimi zamanlarda uzanmamak durumunda kalıyorum ve bedenim çığlık atıyor. Uzun süre bu şekilde tembellik edince sinirlerim hassaslaşıyor, garip. Yakında fotofosforilasyonla ATP sentezlemeye falan başlarsam şaşırmam.
   Tanrının unuttuğu bir yerde, yayladaki küçük bir köyde, müstakbel akrabalarımın evinde kalacağım. En son gittiğimde böceklerden inanılmaz rahatsız oluyordum. Geceleri ışığa geliyorlardı ve küçük bedenleriyle neredeyse pencerenin tamamını kaplıyorlardı. Çevredeki dağlara tırmanınca mükemmel bir manzarayla karşılaşıyordunuz. Birine çıkıp gün doğumunu ve batımını izlemek güzel deneyim olurdu. Bunu dışında, zamanımın çoğunu şöyle geçirmeyi planlıyorum; Sanatsal değeri çöp olan resimler çizmek, zihin kapasitenizi kullanmamaya teşvik eden animeler izlemek, ölesiye tembellik falan filan var. Ha bir de, beş kitabı bir arada olan cildiyle, Otostopçunun Galaksi Rehberi'yle bir cebelleşme yaşayacağım.
   ○○○
   Sanırım bu yazıyı yayınlamam için şu dağa çıkmam lazım.
   Uzun ve son derece rahatsız bir otobüs yolculuğundan sonra hiç yoksa uzanabileceğim bir yer olan bu şaheser niteliğindeki koltukta bulunmaktan memnuniyet duyuyorum.
   Kulaklığımı bulamıyorum. Acaba şu karşıdaki sıradağların (Toroslar'ın bir uzantısı oldugunu söylemişlerdi.) arkasında bir uzaylı mola istasyonu var mı da, bindiği toplu taşıma aracındaki diğer uzaylıları rahatsız etmeden müziğini dinlemek isteyen dost canlısı bir uzaylı acil ihtiyacı olduğu için bir çırpıda buraya ışınlanıp kulaklığımı araklayarak gitmiş olabilir mi, diye düşünmekten alamıyorum kendimi. Gerçekten ama gerçekten o an müzik dinlemek istiyorsa veya metabolizmasının çalışması için müzik dinlemeye falan ihtiyacı olan bir türse, bu davranışını anlayışla karşılayabilirim. Ama başka bir neden varsa, bu uzak dünyalardan gelen arkadaşa kırgın olduğumu burada belirtmek isterim. Eğer bunu okuyorsa kulaklıklarımı geri vermesini rica etmek durumundayım.
   Kulaklık meraklısı uzaylılar bir yana, telefon çekmiyor, doğal olarak mobil internet de çekmiyor ve ben de zamanımı Otostopçunun Galaksi Rehberi'ni okuyarak geçiriyorum. Karakterler çok boşta kalmış gibi bir şey gibi geliyor nedense. Tam olarak böyle de olmayabilir. Bazı durumlar için yeni kelimelere ihtiyacımız var. Belki de yeni kelimeler üretmeyi denemeliyim bir ara ama başkalarının da bu kelimedeki şeyi anlayacak durumda olup olmadığını bilmem gerekirdi. Bir kelime topluca kullanılamayacaksa ne anlamı olurdu ki? Şey, dil felsefesine girmeden bu konudan çıkıyorum.
   Şu an Marvin gibi hissediyorum. Hiç yoksa bir şehir kadar bir beynim ve evrende şöylece bir tur atma şansım olsaydı.
   ○○○
   İnternetim olmadığı için yalnız olmak durumundayım, burada Altın Kalp, neden galaksi başkanı olduğu anlaşılmayan bir galaksi başkanı, gezegeninin yok edilmesiyle bir araba modelinin ismine sahip arkadaşıyla evrende ufak bir gezintiye çıkan tiplerle ilgilenecek türden kimse yok.
   ○○○
   Bazen insanların yaşam görüşlerinin sahiden kıt olduğunu düşünüyorum. Sonra insanları küçümsemeye benzer ve kötü bir şey olduğuna karar veriyorum. Sonra insanların kıt bir yaşam görüşüne sahip olma hakkına saygılı olmam gerektiğini düşünüyorum. Daha sonra kıt yaşam görüşü hakkında düşünmeden hareket ettiği için Eichmann'ın sorguya çekildiğinde yaptığı açıklamayı hatırlıyorum. Sonuç olarak insanların kıt yaşam görüşlerine sahip olma hakkına saygı duymayı bırakıyorum çünkü bu yüzden her şeyi berbat ediyorlar.
   Hey, insanlar. Sizi kıt yaşam görüşleriniz hakkında düşünmeye çağırıyorum (ve biliyorum ki bu çağrıya kulak asanlar kıt yaşam görüşleri olmayanlar olurdu, o yüzden belki bu cümleyi hiç yazmamalıydım.)
   ○○○
   İşte size hiç hoşlanmadığım insan tiplerinden üç tanesi:
   ♥ Sizi dinlediği konusunda ısrarcı olmasına karşın dinlemediğinden adınız gibi emin olduğunuz insanlar (Aslında böyle insanlarla sık karşılaşmam çünkü birine beni dinleyeceğinden emin olmadığım sürece bir şey anlatmamayı tercih ediyorum ama bu onlardan hoşlanmamamı engellemiyor.)
   ♥ Nefes alan insanlar
   ♥ ATP sentezleyen insanlar
   ATP'den bu kadar söz ettiğim için özür dilemek istiyorum. Tüm dönem boyunca sahiden dikkatimi verdiğim tek ders biyolojiydi -ki terimleri birbirine karıştırıyorsam feci halde rezil oluyorumdur.
   ○○○
   Olmadan yaşayamayacağınız bir şeyi duymaktan sıkılmak saygısızlık olacağından, az önceki özrümü geri alıyorum.
   Ayrıca kendimden ve marketime taze dondurma sağlanmasına vesile olan hemen herkesten hoşlandığım için, nefes alan ve ATP sentezleyen insanlardan hoşlanmadığım saçmalığından hiç söz etmediğimi farz edelim.
   Yine de karşısındakini dinlemezken dinliyormuş gibi yapan sahtekarlardan hoşlanmamaya devam edeceğimi üzülerek belirtmek isterim.
   ○○○
  Sanırım buradaki ormanın çok güzel olduğu ve her şeye rağmen sıkıldığımı belirtmek dışında diyeceğim pek bir şey kalmadığı için bu yazıyı yayınlamamam için bir sebep yok. Görüşürüz o zaman!

26 Haziran 2016 Pazar

1. Gün: Motivasyonsuzluğa karşı bir savaş


   Merhaba Avakado Kültü Kardeşliği!
   İçimden üretken olmak gelmiyor. Tamam, geliyor ama yarım yamalak. Hiçbir şeyi tamamlayamıyorum. Mesela burayı ilgilendiren bir konu; İki cümleden uzun bir şey yazamayınca bloğa koymaya değer bir ürün saptayamıyorum zihnimde.
   Siz de bu sorunlardan muzdarip misiniz? Karşınızda ÇEYLINÇMATİK!!
   Salt yazıyla hiçbir şeye eski bir reklam havası verilmediğini farkettiğime göre,  saadede gelelim.
   Nika, bu yaz için planlanmış olduğumuz motivasyonsuzluğa karşı savaş ve boş durmama+tembelliği yenme planımız kapsamında, bloglara yararlı, zihinleri açıcı, bol C vitaminli bir liste hazırladı. Yazmak için on dört güne on dört konu.
   Beyni durmuş, hayattan beklentilerini elde etmek için en ufak bir çaba göstermeyecek, yaratıcılığını yitirmiş halde olsam bile, bu ruh halinde dahi ilerlemenin öneminin bilincindeyim. Yapmasam yok olurdum. Bu yüzden;
  1. Çok absürt. Madem bu ilk gün, kolay bir şeyler yapalım. Saçmalamaktan daha iyi yaptığımız bir şey olduğunu sanmıyorum, o yüzden hadi absürt bir şeyler yazalım.
   Buda bu da mı bunu budayacaktı deyince hemen telefonu kaptım. Sıcak kızlar beni bekliyordu. Hemen bir karpuz kapıp üzerine adımı yazdıktan sonra çekirdeklerini birer birer yuttum. Bir unicorn gördüm ve harikaydı, acayip inanılmaz süper ve harikaydı. İster inanın, ister inanmayın, televizyon dizileri kaybettiğiniz çorabın tekidir. Siz mışıl mışıl Muhteşem Yüzyıl izlerken onlar derin bir uykudadırlar ama siz onları göremezsiniz çünkü kişiliğiniz berbat. Tebrikler! Ayçiçeği şeftaliye dönüşürken izleyip kabuğunu soymaya başladınız. Buna inanamıyorum. Sizden bekleyeceğim tek şey martı çorbasıydı. Martı çorbasından çorap yapıldığını anlatmış mıydım? Don't you? 

   Buradan yazarın absürdlük hakkında en ufak bir fikrinin bile olmadığını ortaya çıkarıyoruz.
   Biraz Samsung öngörücü yazısıyla, birazcık da Osho'yla empati kurarak yazdım ve içimden geldiği gibi yazdığımdan deftere yazdığım bu 'absürd' yazıyı olduğu gibi aktarmaya karar verdim. Biraz modern sanat gibi oldu.
   Şöyle bir okuyunca, sanki her zaman yazdıklarımı anlamadan okusak, kulağa bundan çok farklı gelmeyeceğini görüyorum.
   Hey! İstiyorsanız siz de şuradan Nika'nın yazısına ulaşarak bu Challenge'a ortak olabilirsiniz! (İşte şimdi kulağa tam reklam gibi geliyor.) Yazmak iyidir, iyi. Yazmaya devam edin ve görüşmek üzere!

22 Haziran 2016 Çarşamba

Hamamdaki Hamamböceği

   Merhaba Avakado Kültü Kardeşliği!
   Havaların sıcaklığı insanı hayrete düşürecek cinsten.
   Allahım, burası çöl değil, bunu biliyorsun. Biraz acıman yok mu? Hem zaten cehennemde yakacaksın, şu dünya hayatında yakmasan?


  Yaptığım, söylediğim veya yazdığım hiçbir şeyin anlam etmeyeceği kadar sıcak. Sanırım bir zamanlar yazmayı planladığım mantıklı bir şeyler vardı. Sonra n'oldu bilmiyorum.
  Geçen gece kuşum (nam-ı diğer LİMON BEY) evden kaçtı. Atın toprak üstüme diye bağırasım geldi. Sanırım pencere açıktı. Normalde açık olsa bile kaçmazdı ama öğrendim ki kuşlar bir şeyden korkunca falan sebepsizce kaçabiliyormuş. Şu an yapabildiğim tek şey ona iyi bakacak birilerinin evine kaçmış olduğunu ummak. Eğer bir kuşunuz varsa, benim yaptığım hatayı yapmayın. Bilirsiniz, evcil kuşlar dışarıda nasıl yaşayacaklarını bilmezler, muhtemelen onlara biri bakmazsa bir iki güne kalmaz ölürler o yüzden evinizden kaçmalarına izin vermeyin ve onlarla ilgilenin!
  Yokluğunu farketmem üzerine kafa dağıtmak için kendimi belgesellere vurdum. Ne izlediğinizi anlamak için sarfettiğiniz çaba alkolden daha iyi bir unutturucu etkiye sahip, gerçekten.
   İzlediğim belgesel Kozmos. Altıncı bölümündeyim ve harika bir şey, izlemenizi öneririm.
   Tatilini benim gibi fırında geçirenlere kolaylıklar dileyerek gidiyorum. Görüşürüz!

29 Mayıs 2016 Pazar

Zorunlu anaerobik bakteri

   Merhaba Avakado Kültü Kardeşliği!
   Ben E.B.K., bu blogun yazarı, dünyamızın bir vatandaşı, evinizin bakterisi, ejderhanın ka- bir saniye.
   Ah, tamam. Evet, ben ondanım işte ve kendimi ne dev aynasında ne de rezilin tekiymişim gibi görmeyeceğime dair yemin ediyorum. Şahidim olun.
   Bu mesajı, bu yazıyı okuyan herkese iletiyorum. Bazen pohpohlanır, bazen de alçakgönüllü davranabilirsiniz ama bunları abartmanın sonu rezillik.
   Şimdilik diyecek pek bir şeyim yok, doğrusu uzun yazmak da alışkanlığım değildir zaten. Şu haftayı da atlattım mı meşguliyetim son bulacak ve sık sık yazabileceğim. Araya aparatif olsun diye yayınlıyorum bunu. No exams no cry.
   Ja ne!

19 Mayıs 2016 Perşembe

Kara göründü!!


   Merhaba Avakado Kültü Kardeşliği!
   Gerçekleşen bunca şeyin havuzundan neyi çekip çıkarsam bilemez bir durumda yazıyorum.
Blog yazmak, kendimi gerçekten ifade edebildiğimde özsaygı yüklerken, son blog yazdığım zamanlarda bunu yapamaz durumdaydım. Kendimi kısıtlıyor ve yazdıklarımın kimsenin umrunda olmadığına inanıyordum.
   Ama bu yanlış çünkü, her şey bir kenara yazmamı isteyen insanlar var. Bir elin parmağını geçmeyecek kadar olsalar da, varlar.
   Kafamdakileri boşluğa ifade etmediğimden emin olduğumuza göre, pekala, diyorum. Neyden söz etmeliyim acaba? Geçmiş, gelecek? Şimdi? Belki de hepsi birden! Koltuğunuza yaslanın- veya oturduğunuz yere veya ayaktaysanız bilemeyeceğim, sanırım istediğiniz pozisyonda okuyabilir veya okumayabilirsiniz- ve, işte, aylar sonra ilk gerçek blog yazım!
Şu an sabaha karşı 3 suları. Az önce klişe Amerikan lise filmlerinden birini bitirdim. Zamanında yapmış olduğum araştırmaya göre -ki bunu anlamak için bir araştırma gerekli değil- bu filmler asılsız iddialarla dolu! ABD'de lisenizin resmi olması için  sarışın popüler kız grubuna, ineklere, epey ilginç hocalara, tanrıça ilgisi gören sarışın hatunla cebelleşen ana karakter kıza ve daha nice tiplemelere ihtiyacınız yokmuş! (Sağda solda sevişen ergenlere de) Şok edici olabilir, ama, öyle.
Filmlerden konu açılmışken, film kültürü yerin yedi kat dibinde, hatta manto tabakasını aşmış sayılabilecek birinin müracaat edebileceği bir liste bilen var mı? Yahut kafanızda varsa da söylerseniz çok yardımcı olur. Teşekkürler!

--daha sonra
   Bugün Limon ilk defa elime kondu!! Elimi yalamaktan hoşlanıyor gibi, sebebini anlamış değilim. Ah, inanın bana, rüyalarımda en az dört kere onun elime konduğunu görmüşümdür ve ben, bilirsiniz, rüyalarını pek hatırlayan biri sayılmam. Bir iletişimimizin olmasını çok istiyordum anlayacağınız.
Not: Limon evcil muhabbet kuşum, belki hatırlarsınız. Hayır, evimizde uçan limonlar yetiştirmiyoruz.

--50 yıl sonra
   Doğrusunu söylemek gerekirse, eeh, daha fazla ne ekleyebilirim bilemiyorum. Hiç yoksa bu yazı için, diyebilecek pek bir şey kalmadı. O kadar heyecanla bir giriş yapmış olmama rağmen kısa ötesi oldu ama yaşadığımı bilin şimdilik o yeter bana, sonra görüşürüz!

31 Mart 2016 Perşembe

Holy şirk...

   Aradan yıllar geçmişti.. Bu kurak toprakların başıboş, acaba tek sakini bir daha gelmeyecek miydi?..
   Bir anda, uzakta bir nokta belirdi! 'I am back, bitches.' diyerekten, bu kurak topraklara bereket getirdi!
   Evet, dönüyorum. Hayır hayır, ne güzel kurtulduk sanıyorduk diye ağlamayın lütfen. Gerçek bir yazı yazana kadar kim bilir ne kadar zaman geçer, ehö. 
   Görüşürüz!