16 Eylül 2015 Çarşamba

Yayın Balığı (Bu başlığı birkaç sene önce de kullanmıştım sanki?)


   Düşüncelerim hakkında en nefret ettiğim şeyler kesik kesik gelmeleri ve mantıklı bir şey düşündüğümde illa ki İngilizce olması olsa gerek. Az önceki cümle de sadece kesik bir düşünceydi mesela. Düşüncelerimi hızlıca toparlayabileceğim günler çok mu uzaklarda? Neyse, konumuz bu değil. Daha iyisi, konumuz yok!
   Ne olup olmadığınız ergenliğinizden yirmilerinize olan süreçte daha çok belirginleşir mi? Kişilik oturmasına ve zamanın her şeyin ilacı olduğuna güvenebilir miyiz?
   Kişiliğin yüzde yetmişi doğuştan gelir diye biliyorum. Kalanı yedi yaşına kadar falan oluşurmuş -dediklerim yanlış olmasın, benim bildiğim bu şekilde yani. Ama muhtemelen hemen hemen böyle. Hayatınız ise sizdeki bu kişilikle beraber yaptığınız belirsiz ve anlık tercihlere bağlı bir zincirden ibaret.
   Türümüz çoğumuzun düşündüğü kadar gelişmiş değil. Fiziksel anlamda çoğu diğer canlıdan beteriz ve zihinsel olarak ise, halen doğuştan gelen içgüdülere sahibiz (Zihin de fiziğin bir parçası değil mi zaten?), doğadan ayrı ve rasyonel canlılar değiliz. Ama bu doğaya ve içgüdülerimize tamamiyle uymamız gerektiği anlamına gelmez. Bilincimiz doğanın bize verdiği diğer şeyleri kısmen de olsa değiştirme şansı verir. Yeterince bir iradeniz varsa tamamiyle farklı bir kişiliğe bürünebilirsiniz. Eh, irade de içinizden gelir ve bazı şeyleri değiştirmek imkansızdır tabii. Kendi vücudu, hatta bilinci üzerinde tam bir hakimiyeti olmayan varlıklar olmak bir bakıma üzücü. Ki, bu bilinç belirli şartlar olmadan düzgün çalışmaz. Mesela geceleri daha iyi düşünüyorum, bunu engelleyemem. İki dakika güneşte kalınca pişmekte olduğum dışında pek bir şeye kafa yoramam. Aç olursam direk performansım düşer zaten.
   Ama evrenin bize verdiği konumu seviyorum. Ne varlığımız üzerine fazla sorumluluğumuz olacak denli rasyonel ve hakimiyet sahibiyiz, ne de tamamen içgüdüseliz.
   Anlayamadığımız şeyler olması güzel. Zaten insan zihni anlayamadığı şeyler olmadan ne işe yarar?
   Görüşler birbirinden o kadar farklı olabiliyor ki hiçbir görüş belki de doğru değildir, ancak hiçbir görüşün doğru olmadığı görüşü kendi kendini yalanlayarak garip bir durum oluşturmuyor mu? İnsanlığın bilinç sınırlarının garip bir örneği daha.
   Vay be. Bir konumuz olmuş. Şimdiye kadar yaşadığım şeyler, ben gerçekten yaşamaya başlamadan önce olan tesadüfler sayesinde bunları yazıyorum. Bundan sonra olacak şeyler bu yazıyı yok edebilir, mesela internet yok olabilir veya ben bu yazıyı bilerek veya yanlışlıkla yok ederim vb., olasılıklar sonsuz. Bu yazıyı hiç yayınlamayabilirim de. Eğer paralel evrenler gerçekten varsa pek çoğunda ben yokum, bazılarında belki bunu yazarken seçtiğim kelimeler farklı, kimisinde belki şu an evde başka bir şey yapıyorum, bu yazıyı sabah onda yayınlıyorum, ülke dışındayım, ölmek üzereyim veya hiç hayal edemeyeceğim bambaşka şeyler başıma geliyor.
   Şimdilik bu kadar, görüşürüz!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder