1 Ağustos 2015 Cumartesi

Deli Olsaydım Kitap Yerdim: Bölüm 2 [Gerçeklikten Küçük Bir Haykırış]


   Gözlerini hafifçe araladı.
   Çok... Önemli bir şey olmuş olmalıydı. Onun için gerçekten de çok... Önemli.
   Gözleri tamamen açıktı şimdi. Çiçek desenli çarşafın altında, kafası yumuşacık yastığın üzerinde, saçları darmadağın yatıyordu. Demek yine burada "gerçeklik" olarak adlandırılan yerdeydi. Pencereden giren ışığa bakılırsa saat on yedi suları olsa gerekti. Kafasını yavaşça yastıktan kaldırıp arkasındaki eski püskü masadaki sarı çalar saati eline aldı. Bu modern bir tasarıma sahip dijital saatin üzerinde on altıyı elli sekiz geçtiği yazılıydı. Bu kurduğu alarmın iki dakika sonra çalacağı anlamına geliyordu. Saatin yanında açık duran kalın defterin sayfalarını çevirecekti ki vazgeçti. Gördüğü şeyi hatırlayana kadar beklemeliydi, kafasını o dünyadaki diğer şeylerle meşgul etmemesinin hatırlamasına yardımcı olacağını düşünürdü.
   Şeftali rengi duvarların arasında, uzun kilimin üzerinden yürüyerek odanın öbür tarafındaki çiçek desenli koltuğa oturdu. Bir zamanlar onunla beraber olan yakını çiçek desenlerinden pek hoşlanırdı. Koltukta duran kumandayla televiyonu açtı. Afrika'da yaşayan timsahlar hakkında bir belgesel belirdi.
   Afrika'da timsahların yaşadığını nereden bilebilirdi ki? Eğer gidip görmediyseniz siz de bilemezdiniz. Ancak gittiğiniz yerin Afrika olduğunu kanıtlamak için uzaya çıkıp konumunuzu onaylamanız gerekirdi. Uzaya çıkmadan Dünya'nın yuvarlak ya da mavi olup olmadığından emin olamazdınız. Belki de tüm insanlık Rüya'nın şehrinde yaşıyor ve interetteki, televizyondaki, her yerdeki her şeyi gizli sahtekarlar yaymış, sahte resimler, videolar hazırlamış, herkesi kandırmışlardı. Kendi gözleriyle görmeden buna inanmazdı. Gördüklerine de inanmazdı genelde. Hatta hiçbir şeye inanmazdı. Kendinden bile emin değildi. Ne gerçekti, ne gerçek değildi? Düşüncelerini alarmın sesi böldü. Dijital saatin yanına gidip kapattıktan sonra geri döndü ve televizyonun iki yanında duran kitaplıkları incelemeye koyuldu. Meşe kitaplıkların yanına gitmişken bir de televizyonu kapattı. Didindiği kitaplık en sevdiği kitaplarla doluydu. Eskiden sevdiği o korku hikayeleri, ağır ve hafif felsefik kitaplar ve kendisinden beklenmeyecek bir şekilde aksiyon türüne mensup kitaplar. Tek tük dram hikayelerini de seçebilirdiniz. Kitapların sayfalarında gezdi biraz, sonra bıraktı. Yer yatağının yanına dönerken odanın ortasındaki kısımda -koridor benzeriydi fakat koridor değildi- durup duvara asılmış tabloları inceledi. Çoğunu kendi yapmıştı ama bir iki tanesini beraber yaşadığı ablası çizmişti. Kendi yaptıkları rüyalarından manzaralar oluyordu genelde. O hep bindiği minibüs, sokaklarında gezdiği şehir, değişik dükkanlarla dolu sokak ve o dükkanlarda karşılaştığı bazı objeler ve tabii ki o insani yaratıklar. Minibüsle hiç şehir dışına çıkamamıştı ama...
   Gözleri bir anda ablasının yaptığı her tipten çiçeğin bulunduğu tabloya kaydı. Bir tane ayçiçeği sanat eserindeki buketin göze çarpmayan bir bölgesindeydi. Ayçiçekleri, ayçiçekleri...
   Sonunda 'rüya'yı hatırladı ve hayatı buna bağlıymışcasına masaya koştu, sandalyeyi çekmeye çalışırken yastığa takıp düşürdü, sonunda sakinleşip sandalyeyi ve üzerinden düşmüş kıyafetleri toparlayıp usulca üzerine oturdu ve aklında kalanları yazdı.
   Onlardan biriyle konuşacakken heyecanlanıp uyandığı anlayıp kendine kızdı, belki bu gece, belki de ertesi gün başarabilecekti bunu. Şimdilik unutmaya ve 'gerçekliğe' odaklanmaya karar verdi. Karşı taraftaki pencereyi açıp temiz havayı içine çekerken dışarıdaki manzarayı izledi.
   Üç katlı bir binanın üçüncü katındaydı. Bu yerde pek de eve uğramayan ablasıyla beraber yaşıyordu. Hayatından memnundu, temel ihtiyaçları karşılandıktan sonra zihni onun için yeterliydi, başka bir şeye ihtiyacı olduğunu düşünmüyordu. Bunları unutup kafasını boşaltarak manzaraya odaklandı.
   Karşısındaki binalar, yaşadığınki gibi iki-üç katlıydı. Farklı farklı renklere boyanmışlardı. Biraz kirlenmiş olmalarına rağmen güzel görünümlü binalardı. Arkalarında, birkaç sokak ötede denizin olduğu görülebiliyordu. Biraz taşlı ve balıklı bir denizdi ama suyu berraktı ve bu Rüya'nın çok hoşuna gidiyordu. Kışın bile suya ayaklarını sokarak küçük yürüyüşler yaptığı olurdu. Bu, onun oldukça iyi hissetmesini sağlardı. Yazları gelen turistleri inceler ve sabahtan akşama kadar iskelede otururdu. Nadiren yüzerdi.
   Her gün gördüğü sokağa baktı yine. Sağ tarafta bir bakkal vardı, önünde bakkalın sahibi ve bir tanıdığı sohbet ediyor gibi gözüküyordu. Her apartmanın bahçesi vardı ve kimisi bakımlı, kimisi bakımsızdı. Bahçelerin birinde oyuncak bir vinç ve kürek görülebiliyordu. Nesnelerin geçmiş hakkında söyledikleri Rüya'nın çok hoşuna giderdi. Bu oyuncaklar şu an oranın ön kapısından annesiyle beraber çıkan çocuğun az önce onlarla oynadığını gösteriyordu. Bir diğer bahçede ise çok güzel bir Sibirya kurdu duruyordu. Rüya hayvanları severdi, bu köpeğin başını da birkaç kez okşadığı olmuştu.
   Yolda iki kişi bisiklet sürüyor, kaldırımda az önce dışarı çıkmakta olan çocuk annesinin elinden tutmuş yürüyor ve annesi de küçük çocuğun söylediklerini onaylayan hareketler yapıyor, sözler söylüyordu. Rüya annesini en son ne zaman gördüğünü hatırlamadığını fark etti. Aslında ebeveynleri hakkında hemen hemen hiçbir şey hatırlamıyordu. Daha hatırlayamadığı pek çok şey daha vardı. Bu başına nasıl gelmiş olabilirdi ki?
   Pencereyi açık bırakıp masaya döndü ve yazdığı her sayfayı baştan sona okudu -hepsini numaralandırmıştı ve şimdiye kadar altmış iki sayfa yazmıştı, tahminen bir aydır gördüklerinin güncesini tutuyordu ama rüyalarının, en azından gördüğü teknik olarak rüya olan şeylerin, daha eski bir geçmişi vardı tabii.
   Dışarıda bir yürüyüş yapmaya karar verdi. Dışarıdayken başkalarının yalnızca zihninde var olduğuna inanacağı ancak Rüya'nın gerçekten de var olduğuna inandığı dünya hakkında düşünmek ona iyi geliyordu. Sandalyenin üstünde duran tişörtü ve bordo pantalonu giydi. Sırt çantasının içine bir çizim defteri, not defteri, boya kalemleri, bir kitap, bir matara ve anahtarlarını koydu. Dairenin kapısından çıktı ve merdivenlerden yavaş yavaş inmeye başladı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder