26 Nisan 2013 Cuma

Apartman Bölüm 1-Depremden Sonra Deftere İlk Yazılan Şeyler

Tüm yazıları taslağa çevirdim ben ._. (Sonradan eklenen not:Geri yayınladım birşey değişmedi yine panele gitmiyor.)Geçen yazı yazdım ama o da panele gitmedi onu da taslak yaptım asdfg.Gerçi,şu sıralar yazma konusunda eskisi kadar iyi olmadığımı düşünüyorum :<
Resim boyutunu değiştirmeyi bilen var mı?Mb,kb olanından.Bılaggır abi dedi ki 300 kbden büyük olmayacakmış ;A;
Neyse,ben şimdi "Apartman" diye gereksiz bir hikayeye başlıyorum.İyi seyirler.

Büyük bir depremin ardından,ilçede yalnızca bir ev kalmıştı.Bu apartmanda dışarı çıkmaya çalışanlar geri dönmüyor ve pencereler açılmıyordur,pencereye baktığınızda bir ayna görüyorsunuzdur.Tüm internet,telefon vb. çaluşmıyorudur.Libroe'ninki dışında (O da sosyal paylaşım sitelerini açamıyor falan yani asdfgh.)
Bunun heyacanıyla saçmalayan Libroe,bir gece yıkılmış merdivenlerin arasından bir şekilde inmeye çalışır.

Not:Defterde yazılan isimlerin yalnızca baş harfleri gerçektir.Çünkü,bir nedeni yok.

17.07.2013 03:12 

   Sessiz gecede pencereden dışarı bakıyordum.Sol tarafta yarım daire biçiminde dizilmiş,gece karanlığında canlı renkleri görülmeyen evlerin ışıklarının hemen hemen hepsi kapalıydı.

   Sağ tarafta deniz,karanlıktan dolayı görünmüyordu.Gece onu yutmuş gibiydi.
   Yarım ay,tek doğal ışık kaynağıydı.Yıldızlar onun güzelliğine katmak istese de şehir ışıkları buna izin vermemişti.
   Yatmam gerekiyordu.Göz altlarım morarmıştı muhtemelen.Uykum da vardı.Neden burda boş boş duruyordum?
   Gece lambasını kapattım.Bu lambayı yalnızca kitap okumak veya şu anda yaptığım gibi boş boş otururken ışık kaynağı olması için kullanırdım.Onu aldığımda 9 yaşındaydım.4 yıldır benimle.Ve tabii ki,sarı.Koyu sarı çizgili.
   Sarıyı çok severim.Bunun için bir nedene ihtiyacım yok.Göze hoş geliyor,o yüzden.Mesela üzerimdeki pijamalar da sarı.Sabah beni terden öldüren güneş de sarı (Aslında beyaz ama sarı görünüyor.En sevmediğim 5. şey 40 derecedir.En sevdiğim 5. şey 32 derecedir.)Binanın bahçesindeki çiçekler de sarı.Gövdesi beyaz ama.Başka yerde sarı çatı göremezsiniz.Burası renklerle lanetlenmiş durumda.Buraları hep aynı adam yapmış,anladığım kadarıyla renklerden hoşlanıyormuş.5.25 gözlük takmamın nedeni renkler olabilir.
   Beyaz yastığıma kafamı koydum.Omuzlarımı biraz geçen,yastığın tersi renkte,siyah olan saçlaırm vardı.Bir de lila gözlerim vardı.Evet,böyle bir göz rengi var.Çok acayip gözüküyor.
   Uyumadan önce acayip birşeyler gördüğüm izleminine kapıldım.

17.07.2013  04:15-04:45

   Berbat bir sarsıntıyla uyandım.Bu uykuyla gözlerim nemlendi.Uyuyalı 1 saat 3 dakika olmuştu.Siyah çerçeveli,dikdörtgen gözlüğümü takıp dışarı baktım.Bu manzara karşısında 112'yi aradım.Ama çekmedi.

   O iğrenç günün sabahına uyanmıştım.Dışarıda evlerin yıkıldığını gördüm.O acayip gökkuşağı gibi evler,tozlar altında yok oluyordu.
   Bizim buralar renklerle tanınırdı oysaki.Ve ben BU durumda bunu düşünüyordum.Ölebilirdim.Bunu düşünmek istemiyordum herhalde. 
   Yataktan kalkıp masanın altına gittim.Telefonumu yanıma almayı unutmadım.Orada öylece oturdum.Korkmadım.Çünkü,yıkılmayacağı belliydi.
   Tek olan birkaç kalemin yere düşmesi ve şifonyerin devrilmesi oldu.Başka birşey olmadı.
   Ailemin yanına gittim.Onlar da iyi görünüyorlardı.
   Odama döndüm.Yere düşen kalemleri toplayıp şifonyeri düzelttim.Masada duran Türkçe ödevine baktım.Bir süre ona ihtiyacım olmayacaktı.
   Babam beni çağırdı.Dışarı çıkacaktık (Depremden sonra bu yapılır.)Ben çantama defterimi (Gerçekten çok hoş bir görünümü var bence.) kalemle silgimi,telefonumu,214. sayfasında olduğum kitabı koydum.Diğer şeyleri ailem alabilirdi.
   Çıkmadan önce,kız kardeşim birşey fark etti.Pencereden dışarısı görünmüyordu.İçeriyi yansıtıyordu.Cam,bir ayna olmuştu.
   Cidden şaşırmıştık.Böyle birşeyin olması mümkün değildi.Açmayı denedik.Açılmıyordu.Çekiçle kırdım.Arkasında duvar vardı.
   Çok uğraşmadım.Tedirginliği midemde hissediyordum."Gidelim bence.." dedim.
   Kapıdan çıktığımızda birşey fark etmiştik,koskoca apartmanda merdivenler yok olmuştu.Asansör de çalışmıyordu.Orada kalakalmıştık.
   Düşünsek de çıkmak için bir yol bulamadık.Tek yapabileceğimiz beklemekti.Evi yıkılmış olanlardan farkımız kalmamıştı sanki.
   Televizyonu açtık.Çalışmıyordu.Ekran maviydi.Bilgisayardan da interneti açamıyorduk.Oysa internete bağlanmış gösteriyordu.
   Telefonumdan bağlanmayı denedim.Facebook'u,Twitter'ı,Blogger'ı,deviantArt'ı v.b. açmıyordu.
   Açabildiği tek şey haber siteleriydi.Ama yorum da yapılmıyordu orada.

18.07.2013-20.07.2013

   Günlerdir haber sitelerine giriyordum.Her türlü haberi gördüm.Bu şehirle ilgili olan haber sitelerinde dahi bu depremden söz edilmiyordu.
   Bu korkunç bir şeydi.Bilgisayarımızdan da internet açılmıyordu zaten.
   Ama yalnızca benden açılıyordu.Bilgisayarımızdan,annemin veya babamın telefonlarından değil.Komşumuzunki de değil.Benimkinden.
   Buzdolabında hala yiyecek olmasına rağmen bu kadarıyla uzun süre yaşayamazdık.
   Ve 20.07.2013 saat 16:43'de gitmeye karar verdim.Hala duran direklere tutunarak inecektim.

21.07.2013  01:18

   Çantada kitap,defter,kalem,silgi,telefon filan duruyordu.Hayatta kalmamı sağlayacak yiyecek ve içecek de almıştım.
   Bunu cidden yapıp yapmamam konusunda şüpheliydim.Geri dönüş olmayabilirdi.
   Sırt çantasını sırtıma taktım.Düz sarı renkliydi.Pek çok cebi vardı.Minik şeyler için ön cebin önündeki küçük yeri,kalem kutusu ve minik not defterleri için ön cebi,yiyecek ve su için onun arkasındaki cebi,kitaplar için onun arkasındaki cebi,büyük kitap ve defterler için onun da arkasındaki cebi kullanıyordum.Bunun dışında daha pek çok cebi vardı.
   Kardeşimin odasına ve yatak odasına baktım.Uyuyorlardı.Ne bekliyordum ki?
   Kapıdan çıkarken eve baktım.Belki de son bir kez değildi.
   İnmeye başladım.Ellerim kayıyordu.Terliydiler.Kırmızı direklere hayata tutunurmuşcasına tutunuyorlardı,ki cidden öyleydi.Burası 10 katlı bir apartmandı.İnerken korkudan başka bir şey düşünmüyordum.
   En sonunda zemin kata vardım.Kapıların önü taşlarla kaplıydı.Duvarlar yine düzgündü ve renkliydi ve..Acayip bir homurtu geldi.
   Katın en karanlık noktasından kırmızı gözler gördüm.Yavaş yavaş çıkış kapısına doğru yürüdüm.Yaratık koşmaya başladı.
   Var gücümle koşuyordum.Evin koridoru çok uzundu.Tam çıkış kapısına yaklaşmıştım ki birşeye takılıp yere düştüm.
   Arkama baktığımda bunun bir kol olduğunu fark ettim.Kopmuş bir kol.
   Kapıdan başka bir kol gelip beni çekti.Bundan sonra kol kelimesini ağzıma almayacağımı düşündüm.Çığlık attım.Kol,kapıyı kapattı.
   Bu kol,korkunç bir şey değildi.Benim yaşlarımda bir çocuğun koluydu sadece.Daha önce onu hiç buralarda görmemiştim.Kahverengi saçları ve yeşil gözleri vardı.Kapıyı kapattı.
   Ben ise boş boş bakıyordum."Buradan çıkabilen ilk kişisin." dedi.
"O zaman sen buradan çıkmadın."
"Öyle."
"O şey neydi?"
"Kurt gibi birşey.Oraya gelen insanları yiyor.Sarı saçlı kısa boylu bir kadını yemişti..Sonra..Siyah kıvırcık saçlı birini yemişti.."
"Tanıdıklarımın yenildiğini söylemen güzel değil yalnız."
"Tamam,o zaman söylemem."
"Adın ne senin?"
"İ. (böyle yazacağım bu deftere.)Sen?"
"Ben de Libroeyim.Nays tu miit yu."

3 yorum:

  1. Güzel olmuş. Ben de üşengeçliğimden kurtulup aklımdakileri yazsam hiç fena olmaz açıkçası. Tabii bencilliğimden kimse okumasın diye defterime yazacağım >.<

    YanıtlaSil
  2. Eh sağol ;3;. Bence sen de yazarsın. Defterden bilgisayara geçir? asdf

    YanıtlaSil